TÜRKÇE KAYNAK SİTESİ - SÜLEYMAN GÜRSOY
 
  ANA SAYFA
  VİDEOLAR
  Yazı-Şiir
  Okulumuzdan Görüntüler
  Sözcükte Anlam
  Cümlede Anlam-1
  Cümlede Anlam-2
  Paragrafta Anlam
  Ses Bilgisi
  BÜyük Harflerin Kullanımı
  Bileşik Sözcüklerin Yazımı
  İkilemeler
  Sözcükte Yapı
  Yazım Kuralları
  Noktalama İşaretleri
  ADLAR
  İsim Tamlamaları
  SIFAT
  ZAMİR
  BELİRTEÇ
  EDAT(İLGEÇ)
  BAĞLAÇ
  Eylemler
  Eylemde Yapı
  Ek eylem
  Eylemsiler
  Eylemde Çatı
  Cümlenin Ögeleri
  Cümle Çeşitleri
  Anlamlarına Göre Cümleler
  Cümlede Yapı
  Anlatım Bozukl.1
  Anlatım Bozukl.2
  Anlatım Biçimleri
  Söz Sanatları
  100 Temel Eser (İlköğr.)
  Atatürk Köşesi
  8A
  8B
  8C
  7A
  7C
Söz Sanatları
EDEBİ SANATLAR
BENZETME (Teşbih):
     Bir veya daha fazla varlığı benzetme amacıyla karşılaştırmaya ve birbirleri arasında bu yönden ilgi kurmaya “benzetme” denir.
“Kar gibi beyaz çamaşır.” cümlesinde, çamaşır beyazlık yönünden, kendisinden daha kuvvetli olan kara benzetilmiştir.
    Benzetmede sözcüklerin hepsi kendi sözlük anlamında kullanılır. Onun için benzetmeyi mecazla karıştırmamak gerekir.
Bir benzetmede dört öğe (unsur) bulunur.
Ayşe melek gibi güzel bir çocuktur.”cümlesinde
1.Ayşe, benzeyen
2.melek, kendisine benzetilen (güçlü olan)
3.gibi,    benzetme edatı
4.güzel, benzetme yönüdür.
 
Sular öyle temiz ki bebeğin yüzü gibi.
     Eğer bir benzetmede bu öğelerin dördü de bulunursa, böyle benzetmelere “ayrıntılı benzetme” denir. Dört öğeden benzeyen ve benzetilen esas öğe, benzetme yönü ile benzetme edatı yardımcı öğelerdir. Benzetmede yalnızca esas öğelerle yapılan benzetmeye “güzel benzetme (teşbih-i beliğ) denir. “Ayşe melektir.” Demir bilek, aslan asker, balık adam” birer güzel benzetme örneğidir.
 
     İstiare (Eğretileme): Temel öğelerin yalnızca biriyle yapılan benzetmedir. Yani ya benzeyen ya da kendisine benzetilen kullanılarak yapılır. Bu duruma göre istiare iki çeşit olur.
a)Açık istiare: Benzetmenin temel öğelerinden, yani yalnızca kendisine benzetilen kullanılarak yapılan istiaredir.
Vatan uğrundaki en güzel çeyiz.” dizesinde, benzeyen bayrak söylenmemiş, sadece kendisine benzetilen çeyiz söylenmiştir. Bu açık istiaredir.
☻Havada bir dost eli, okşuyor tenimizi.
☻Şakaklarıma kar mı yağdı ne var
☻Gümüş bir dumanla kapandı her yer.
b)Kapalı istiare: Esas öğelerden sadece benzeyenle yapılan istiaredir.
“Bükün boynunuzu bayraklar bükün.”mısrasında bayraklar, öksüz çocuklara benzetilmiştir. Burada kendisine benzetilen öksüz çocuk söylenmemiştir. Sadece benzeyenle yapılmış bir benzetmedir. Dolayısıyla kapalı istiaredir.
☻Karatahta ağladı yalnızlığına.
☻Yaşam elimizden uçup gidiyor.
Kışın eli yerlere beyaz halısını serdi.
    kapalı ist.             açık istiare
 
AD AKTARMASI    (AD DEĞİŞİMİ - DÜZ DEĞİŞMECE – MECAZ-I MÜRSEL)
Bir sözün, gerçek anlamının dışında, benzetme amacı güdülmeden kendisiyle ilgili başka bir söz yerine kullanılmasına mecaz-ı mürsel (ad aktarması) denir. Mecaz-ı mürselde bir kavramın kendisi kullanılmadan ilgili, bağıntılı olduğu bir başka kavram dile getirilir.
Ad aktarmasında sözcüğün gerçek anlamıyla mecaz anlamı arasında şu ilişkiler vardır:
İç- Dış ilişkisi:
İçteki varlık verilir, dışındaki anlatılır ya da dıştaki varlık verilir, içindeki anlatılır.
Yine sobayı yakmak bana düştü.
Şu çuvalı da ayıklayayım kalkarız.
Ayağını çıkarıp sessizce içeri girdi.
Bir tabağı bitirdi, ikinci tabağı yiyecek.
Parça-Bütün İlişkisi:
Parça verilir bütün anlatılır ya da bütün verilir, parça anlatılır.
Teniste yeni yeni raketler şöhret oluyor.
Bu genç beyinlere sahip çıkmalıyız.
Pazar günü gemi yükünü Hopa’ya indirecek.
Bu evde altı boğaza ben bakıyorum, dedi.
Sanatçı –Eser İlişkisi:
Sanatçı verilir, yapıtı anlatılır.
Müzayedede iki parça Picasso var diyorlar.
Gramofonda Zeki Müren dönüyor.
Bu çocuklara Ömer Seyfettin’i Sait Faik’i mutlaka okutun.
Saik Faik’i hepimiz yıllarca severek okuduk.
Montaigne’yi okumak deneme türü hakkında yeterince fikir verecektir.
Ne zaman Mozart’ı dinlesem mutlu olurum.
Teybe Zeki Müren’i koydu ve dinlemeye başladı.
Nurullah Ataç’ı bugün okuyor muyuz?
Yer, Yön, Bölge- İnsan İlişkisi:
Bir yer adı verilir, o yerde yaşayan insanlar anlatılır.
Bir yön verilir, o yöndeki bölgeler ya da ülkeler anlatılmak istenir.
Geç geleceğimi bizim eve söyleyiverin.
Salon oyuncuları uzun uzun alkışladı.
Masalarla tek tek vedalaştı, helalleşti.
Doğu ile Batı, felsefeyi kendi inançları paralelinde işlemiştir.
Servet-i Fünuncuların sarayla pek sorunları olmamıştır.
Kurtuluş Savaşında Antep, işgale silahla karşı koymuştur.
Irak, ilaçsızlıktan, gıdasızlıktan yakınıyor.
Batı, ülkemizdeki gelişmeleri izliyor.
Beyaz Saray bu sorunu Ankara’yla tartıştı.
Vali, bu olaydan sonra Ankara’yla sık sık görüştü.
Neden- Sonuç İlişkisi:
Sonuç verilir, bunun nedeni kastedilir.
On beş gündür bereket yağıyor, barajlar doldu.
Evini üç tekerlekli araba ile geçindiriyor.
Ne bereket yağdı değil mi?
Araç- İnsan ilişkisi:
Bir eşya adı verilir, onu kullananlar anlatılmak istenir.
Ünlü kalemler bu panelde buluştu.
Somut-Soyut İlişkisi:
Soyut bir ad verilip somut bir varlık anlatılır.
Bugünlerde derse kafasını veremiyor.
 
AD AKTARMASININ KULLANILDIĞI ÖRNEK CÜMLELER:
Gülmekten söyledikleri anlaşılmayan sunucuyu yalnız arka koltuklar alkışlıyordu.
Belediye seyyar satıcılara ceza yazıyor.
Sabahtan akşama kadar semaver kaynatırdı.
Apartman, yeni yöneticiyi bir ay sonra seçecek.
Odayı aç da içeri girelim.
Atletizmde bizim okul birinci.
Eve haber ver akşam gecikeceğim.
Semaver, fokur fokur kaynıyordu.
Kasab meydanda toplanmıştı.
Lozan, kimi aydınlar tarafından eleştiriliyor.
Tabağını bitirmeden sofradan kalkmayacaksın.
Vapur Üsküdar’a yanaştı.
Bu tablo onun son yağlıboyasıdır.
Tabağındaki yiyeceklerden bir iki çatal alıp masadan kalktı.
Günlerdir kalkmıyor, kitap açmıyordu.
Şehir henüz uyanmamıştı.
Ayağıma bir pantolon geçirip geliyorum.
Vapur en sonunda İstanbul’a demirledi.
Biletin fiyatını gişeden öğrenebilirsin.
Bergama, siyanürle altın aramaya karşı çıktı.
Parayı verip, “iki kişi uzatır mısınız?”dedi.
Şampiyonada bizim okul ikinci oldu.
Bu ev için on milyar istiyor.
Balkona güneş vuruyor.
Çok terlemişsin sırtını değiştir.
Seni cepten ararım.
Bu ilacı bir de şu eczaneye soralım.
Kitaplarımızı hep birinci hamura basıyoruz.
Maç Ali Sami Yen’e alınacakmış.
Kara kıtanın bir bölümü uyandı, öbür bölümü aç.
 
TEŞHİS (Kişileştirme):
İnsan dışında kalan canlılarla cansız varlıklara, insan kişiliği vermek ya da canlılık kazandırmak.
*“Çatma kurban olayım çehreni ey nazlı hilal!”
*Ufukta günün boynu büküldü.
*Güzel gitti diye pınar ağladı.
*Haliç’te vurdular vapuru dört kişi,
 Demirlemişti eli kolu bağlıydı.
*O çay ağır akar yorgun mu bilmem?
 Mehtabı hasta mı, yorgun mu bilmem?
*Yıkanırdı gölgesi bir kuytu derede
 Yaz kış yeşil bir saksı pencerede.
*Gül hasretinle yollara tutsun kulağın.
*Menekşeler külahını kaldırır.
*Bir sarmaşık uyanıyordu uykusundan
 Görmüş ve geçirmiş denizin kalbine sindi.
*Bir bulut geldi üstüne bahçenin
 Bütün ağaçların keyfi kaçtı.
*Toros dağlarının üstüne
 Ay un eledi bütün gece
*Eskici dükkânındaki asma saat,
 Çelik bir şal atmış omuzlarına.
*Yorgun bir gölge, omzunda bir günün yükü
 Sürüklüyor ufuklara ağır adımlarını.
*İçmiş gibi geceyi bir yudumda
 Göğün mağrur bakışlı bulutları
*Dinle yolcu bu ses onun sesidir.
 Sinsi adımlarla akşam yürüyor.
*Kırata yol mu dayanır
 Dağlar uykudan uyanır.
*Dalgalar homurdanarak kıyıları dövüyordu.
*Papatyalar göz göze geldiler.
*Yılda bir kere çıldırır ağaçlar sevincinden
 Rabbim ne güzel çıldırır.
*Yılda bir kere uzatır avuçlarını yaprak
 Sevincinden titreyerek.
*Biz de yılda bir kere sevinebilseydik
 Merhaba, diyen çiçeklere bakarak.
 
İNTAK (Konuşturma, Söyletme)
Hayvanları, bitkileri ve cansız varlıkları konuşturma. İntak sanatının bulunduğu sözlerde “teşhis” sanatı da vardır.
*”Dal bir gün dedi ki tomurcuğuna:
-Tenimde bir yara işler gibisin,
Titrerim rüzgarlar zarar vermesin.”
*”Akıl ersin ermesin sevdama
Senden yanayım, dedi yeşeren dal, senden yana.”
*Ey gül, söyle bülbüle sussun artık.
*Adam elini uzattı; tam onu koparacağı sırada, mor menekşe; “bana dokunma!”diye bağırdı.
*Balıklar izleyecek bizi en derinden
 Diyecekler ki, “Gelmiş Külebi sevgilisi için.”
 
 TEZAT (Zıtlık)
İki düşünce, duygu ve hayal arasında birbirine karşıt olan nitelikleri ve benzerlikleri bir arada söyleme sanatıdır.
*Hani o gül gülerek geldiği demler şimdi
  Ağlarım hatıra geldikçe gülüştüklerimiz.
*Görsem yeridir seni karanlık
 Nurum benim ey ilah gitti.
*Karlar altında ilkbaharım ben.
*Esir-i aşkın olduk gerçi kurtulduk esaretten   (N.Kemal)
*Çın çın ötüyor sessizlik (M.C.A.)
*İçimde kor donar, buzlar tutuşur
*Güleriz ağlanacak halimize
Güleriz biz size hüngür hüngür
*Çocuğa kim demiş küçük bir şey
 Bir çocuk belki en büyük bir şey. (Abdülhak Hamit)
*Neden düşman görünürsünüz
 Yıllar yılı dost bildiğim aynalar. (C.S.Tarancı)
*Işıkla dolar kalbimin en karanlık köşeleri.
*Karlı dağlarda ateşten yanan bir canım.
*Köpürerek koşuyordu atlarımız
 Durgun denize doğru.
*Ay aydınlık gece kara
 Gözlerimin ardında karanlık ölesiye.
*İşkence yaptıkça bana gülerdi
 Benim sadık yârim kara topraktır.
*Kederimin artması için sevinmek isterim.
*Ben de gördüm güneşin doğarken battığını
 Esrarlı bir bakışın gülü kanattığını.
*İbadet ederim namazım kılmam
 Temizlik severim lekemi silmem.
*İnsan nasıl ölebilir
 Yaşamak bu kadar güzelken
 Sular bizden daha akıllıdır.
 
MÜBALAĞA (Abartma)
Bir olayın, bir görünümün, bir düşüncenin, bir duygunun gerçeği aşan bir anlatımla bildirilmesi.
Anlatılan bir varlığı olduğundan çok küçük ya da çok büyük gösterme sanatı.
*”Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
 Gömelim gel seni tarihe desem sığmazsın.” (M.A.Ersoy.)
*Merkez-i hake atsalar da bizi
 Kürre-i arzı patlatır çıkarız. (yerküreyi patlatırız)
*Şüheda fışkıracak toprağı sıksan şüheda (M.A.Ersoy)
*Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer.
 O ne müthiş bir tipidir; savrulur enkaz-ı beşer.
*Uçtuk Mohaç ufkunda görünmek hevesiyle
 Canlandı o meşhur ova at kişnemesiyle (Y.K.Beyatlı)
*Bir ah çeksem dağı taşı eritir
 Gözüm yaşı değirmeni yürütür.
*Sekizimiz odun çeker
 Dokuzumuz ateş yakar
 Kaz kaldırmış başın bakar
 Kırk gün oldu kaynatırım kaz kaynamaz.
*Öyle hızlı koşuyordu ki kurşun atsan yetişemezdi.
*Bizim mahalle de İstanbul’un kenarı demek;
 Sokaklarında gezilmez ki yüzme bilmeyerek!
*İğne atsan yere düşmez: O ekin bir tufan
 Atlı girsen gömülür buğdayın altında kafan
 
CİNAS
Söylenişleri ve yazılışları aynı, anlamları ayrı sözcüklerin bir arada kullanılması sanatıdır.
 *Niçin kondun a bülbül
 Kapımdaki asmaya?
 Ben yârimden ayrılmam
 Götürseler asmaya       (Mani)
*Güle naz
 Bülbül eyler güle naz
 Girdim bir dost bağına
 Ağlayan çok gülen az. (Mani)
*Sürü ne?
 Madem çoban değilsin
 Ardındaki sürü ne?
 Beni yardan ayıran
 Sürüm sürüm sürüne (Mani)
*Alışmışsan zevke safaya çekilmez boz, kır
 Unutma ki benim gönlüm sensiz bozkır.
*Bu yaz da bana en güzel şarkılarını yaz.
*Kalem böyle çalınmıştır yazıma
 Yazım kışa uymaz, kışım yazıma
*Kısmetindir gezdiren yer yer seni
 Arşa çıksan akibet yer yer seni.*
*Elde avuçta yok şimdi bir karış
 Gel sen de artık bu kervana karış,
*Yar sana
 Çağlar sular yar sana
 Uslanmam dersin deli gönül
 Şu dağları yarsana. (Mani)
*Beklerim haftada bir name bu yaz
 Yazacaksan dediğim vechiyle yaz.
*Rengin uçmuş, nen var sunam, ah sunam
 Söyle bana, emret, sana can sunam!
*Söylerken o sözleri kızardı,
 Hem hazzeder ah hem kızardı.
 
TEVRİYE
Birden fazla anlamı olan bir sözcüğü birkaç anlamını birden hatırlatarak kullanma sanatına “tevriye” denir.
*Gül yağını eller sürünür çatlasa bülbül
*Senin kızarmış gözlerine ve yaşlı yüzüne baktıkça üzülüyorum.
*Bize Tahir Efendi kelp demiş
İltifatı bu sözle zahirdir.
Maliki mezhebim benim zira
İtikadımca kelp Tahir’dir.
(Tahir: temiz, kelp: köpek, itikat: inanç)
Tahir Efendi bana köpek demiş. Aslında bu sözle bana iltifat etmiş. Çünkü ben Maliki mezhebindenim ve benim mezhebimde, köpek temizdir. / Benim inancıma göre Tahir Efendi köpektir.)
*Baki, çemende hayli perişan imiş varak
 Benzer ki bir şikâyeti var rüzgârdan
 (Burada rüzgâr sözcüğü zaman anlamında da kullanılarak tevriye yapılmıştır.)
*Şahsında tam Kemal’ini bulmuştu şiirimiz
 Her mısrasında benliğimiz vardı, tertemiz.
(Kemal:1.Anlam: (yakın anlam):Y.Kemal
            2.Anlam: Olgunluk (Burada olgunluk anlamında kullanılmıştır.)
*Sarımsak da acı ama her evde lazım bir dişi.
*Koyup kaldırmadan, ikide birde
 Kazan devrildi, söndürdü ocağı.
 (Ocak: 1.Yeniçeri ocağı, 2.Yemek pişirilen ocak.
   Kazan: 1.Yeniçerilerin kazan kaldırması.
               2.Yemek pişirilen büyük tencere.
 Burada “ocak” ve “kazan” sözcükleri her iki anlama da gelecek biçimde kullanılmıştır.
 
KİNAYE (Dolaylı söz, dokundurma)
Bir sözü gerçek anlamıyla da düşünmek mümkün iken, bu sözün mecaz anlamını kastetme sanatıdır. Şayet gerçek anlamıyla da düşünmek mümkün değilse bu durumda kinaye değil mecaz yapılmış olur.
On yıldır evimin kapısı örtük.
Atasözlerinin çoğu kinayelidir:
Ateş olmayan yerden duman çıkmaz.
Ağaç yaşken eğilir.
Bu sözleri gerçek anlamıyla da düşünmek mümkünken mecaz anlamı kastedilmektedir.
Deyimlerde ise genellikle mecaz sanatı vardır. Çünkü bu sözleri gerçek anlamıyla düşünmek mümkün değildir.
Gözüne girmek, kılı kırk yarmak, ateş püskürmek, diş bilemek gibi.
Şu halde mecaz anlamıyla kullanılan bir sözün gerçek anlamıyla da söylenmesi mümkünse buna kinaye denir. Mümkün değilse mecazdır.
*Ey benim sarı tamburam
 Sen ne için inilersin?
 İçim oyuk derdim büyük
 Ben anınçün inilerim. (Pir Sultan)
 Oyuk:Gerçek anlamı: İçi boş,
            Mecaz anlam: Saz (şair) dertlidir, ıstırap çekmektedir.
*Şu karşıma göğüs geren
 Taş bağırlı dağlar mısın?
 Taş bağırlı: Gerçek anlamı: Yamaçların taşlı oluşu.
             Mecaz anlamı: Merhametsiz, acımasız olma hali.
*Bulamadım dünyada gönüle mekan 
 Nerde bir gül bitse etrafı diken.
*Eh bu hızla gidersek, okula belki yarın sabah varırız.
*Yumdu dünyaya ela gözlerini.
*Yine parmağım ağzımda kaldı
 Masumluk akıyordu yüzünden
 
TENASÜP (Uygunluk, ilgililik)
Anlam yönünden aralarında ilgi bulunan iki veya daha fazla sözcüğü bir arada kullanma sanatıdır.
*Beni candan usandırdı cefadan yar usanmaz mı?
 Felekler yandı ahımdan muradım şem’i yanmaz mı? (Fuzuli)
*Bülbüller ister seni ey gonca dehen gel
 Gül gittiğini anlamayalım, gülşene sen gel
*Ne nergis, ne leylak, ne lale, ne gül
 Hepsiyle dolu bir selesin güzel
*Kılıçla, mızrakla, topla, tüfekle
 Başımız bir kere eğilmemiştir.
*Bir gemi yanaştı Samsun’a karşı
  Selam durdu kayığı, çaparası takası
 Selam durdu tayfası.
*Deli eder insanı bu dünya
 Bu gece bu yıldızlar bu koku
 Bu tepeden tırnağa çiçek açmış ağaç.
*Yelpaze çevrilir gibi birden dönüşleri
 İşveyle devriliş, saçılış, örtünüşleri.
*Çatanalar, mavnalar, kayıklar,
 Limanda sıra bekleyen gemiler arasında.
 
TECAHÜL-İ ARİF (Bilmezlenme)
Bilinen bir şeyin, bilmez görünülerek daha etkili biçimde anlatılması sanatı.
*Duru dallarda kanlı bülbüller
 Sular mı yandı, neden tunca benziyor mermer? (A.Haşim)
(Akşam kızıllığı nedeniyle suların kıpkırmızı oluşunu bilmezlikten geliyor şair.)
*Neden böyle düşman görünürsünüz
 Yıllar yılı dost bildiğim aynalar? (C.S.Tarancı)
(Aynalar kişiyi olduğu gibi gösterdiği halde bilmezlikten geliniyor.)
*Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
 Benim mi Allah’ım bu çizgili yüz? (C.S.Tarancı)
*Arzu dolu, yaşamak dolu
 Bu eller miydi resimleri tutarken uyuyan? (F.H.Dağlarca)
*Gökyüzünün başka rengi de varmış,
Geç fark ettim taşın sert olduğunu
 Su insanı boğar, ateş yakarmış.
*Sen değil miydin küsüp giden
 Sonra hiçbir şey olmamış gibi geri gelen.
*Gün senin için doğuyor, senin için
 Ben bir yıldızım yıldızlar ortasında.
*O çay ağır akar, yorgun mu bilmem?
 Mehtabı hasta mı, solgun mu bilmem?
 
TARİZ (Taşlama)
Alay etmek, sitemde bulunmak amacıyla bir sözün söylenen anlamının tam tersini kastetmeye “tariz” denir.
*Genç şairlerden biri Yahya Kemal’e bütün şiirlerini okur. Nihayet sorar:
-Hangilerini beğendiniz üstad?
-Henüz okumadıklarınızı.
*Çok tembel olan bir kişiye:
“O, çok çalışkan olduğundan işler böyle oluyor.”denmesi.
*Kanun çalacağım diye çıkıp ortaya yere
 Kanunu çaldılar yere.
*O kadar cömertti ki cebinde akrepler dolaşırdı.
*Arkadaşının kendisini hiç aramadığından yakınan bir kişi: “Senin dostlarına ne kadar düşkün olduğunu biliyorum aslında.”diyerek ona sitem etmektedir.
 
HÜSN-İ TA’LİL (Güzel neden bulma)
Nedeni bilinen bir olayı asıl nedeninden başka, güzel bir nedene bağlama sanatıdır.
*Sevgili gelecek diye
 Baharda güller açmış.
*Kadrin bilmeyenler alır eline
 Onun için boynun eğri menekşe. (Karacaoğlan)
*Gök masmavi bu sabah
 Güzel şeyler düşünelim diye. (C.S.Tarancı)
*Yemyeşil oluvermiş ağaçlar
 Bulutlara hayretinden (C.S.Tarancı)
*Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden
 Birçok seneler geçti dönen yok seferinden. (Y.K.Beyatlı)
*O kadar çaldı ki yürekten 
 Türküler aşındırdı kavalı   (M. C. Anday)
*Sen gittin diye yaslara büründü cihan
 Soluyor dallarda gül dertli dertli.
*Bal rengi mutluluk çökünce gözlerinize
 İndi ay ışığı şimdi o ılık denize.
*Ateşten kızaran bir gül arar da
 Gezer bağdan bağa çoban çeşmesi.
*Ne sıcak vücutlar gitti toprağı ısıtmak için.
*Saksında ruhumun bütün yası var,
 Derdimle soluyor açılan gonca.
*Güzel şeyler düşünelim diye
 Ağaçlar çiçek açmış.
*O hızla dağları Ferhat sarınca
 Başlamış akmaya çoban çeşmesi.
*Bende idi bunca yıllar kaddine serv-i revan
 Doğrulıkla kulluk ettiği için azat eyledi.
 
TELMİH (Anıştırma)
Söz arasında, herkesçe bilinen geçmişteki bir olaya, ünlü bir kişiye, bir inanca ya da yaygın bir atasözüne işaret etme, onu anımsatma sanatıdır.
*Gökyüzünde İsa ile
 Tur dağında Musa ile
 Elindeki asa ile
 Çağırayım mevlam seni. (Yunus Emre)
*Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi
 Bedrin aslanları ancak bu kadar şanlı idi. (M.A.Ersoy)
*Ey dost senin yoluna
 Canım vereyim Mevla
 Aşkını komayayım
 O’da gireyim Mevla
 (Hz. İbrahim’in ateşe atılması olayı anımsatılıyor.)
*Dinle bak, dağlar neler söylemekte
 Ferhat’ın sevdalı kazmasından.
*Kuşların sohbeti pek tatlı olur
 Tufan’la Nuh’un hikâyesini dinlerken.
*Eyüp gibi sabır ettim cefana
 Dahi gelmez misin insafa canım.
*Ben ağustosböceği sen de karınca
 Neden hiç dinlemezsin benim sazımı.
*Seyretti hava üzre denir taht-ı Süleyman
 Ol saltanatın şimdi yeller eser yerinde.
 
TEKRİR (Yineleme)
Bir cümlede veya art arda gelen cümlelerde aynı sözcüğün tekrarlanmasıdır.
*Merhaba ey al-i sultan merhaba
 Merhaba ey kan-ı irfan merhaba (S.Çelebi)
*Çal sevdiceğim, çal güzelim, çal meleğim çal  (T.Fikret)
*Beni bende demen, bende değülüm
 Bir ben vardır bende, benden içerü   (Y.Emre)
*Deli eder insanı bu dünya
 Bu gece, bu yıldızlar, bu koku
 Bu tepeden tırnağa çiçek açmış ağaç.
*Kimsesiz bir kimse olmaz kimsenin var kimsesi
 Kimsesiz kaldım bu yerde kimsesizler kimsesi
*Bir güzeli bir çirkine verseler
 Güzel ağlar, çirkin güler bir zaman.
 
ALİTERASYON
Dizelerde veya söz içinde bir ahenk sağlamak için aynı sesi veya aynı heceyi yinelemektir.
*Kargayı, kuzgunu, kovardı, kondurmazdı.(k)
*Av avladılar, kuş kuşladılar (av, kuş)
*Eylülde melul oldu soldu da lale
 Bir kaküle meyletti gönül geldi bu hale (l)
*Bir büyük boşlukta bozuldu büyü (C.S.T.)
*Karşı yatan karlı kara dağlar (Dede Korkut)
*Dest busi arzusuyla ölürsem dostlar
 Kuze eylen toprağım sunun anınla yare su (s) Fuzuli
*Sev seni seveni hak ile yeksan ise
 Sevme seni sevmeyeni, Mısır’a sultan ise (s sesi)
 
SECİ (Düzyazı uyağı)
Düzyazıda (nesirde) cümle içinde veya sonunda yapılan uyaklardır.
*Bakarsan bağ olur bakmazsan dağ
*Dedem Korkut geldi şedlik saldı
 Boy boyladı, soy soyladı.
*Ey gözlerin nuru, ey gönüllerin süruru, başımızın tacı, ehli dilin miracı.
*Bir elin nesi var, iki elin sesi var.
 
 
 
   
Reklam  
   
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=